DOĞANIN İSYANI
Osmanlı Devleti’nin kurucusu ve ilk padişahı Osman Gazi’ye, hocası ve kaynatası Şeyh Edebali’nin şöyle bir öğüt verdiği söylenir: “İnsanı
yaşat ki devlet yaşasın”. Derin bir anlam yüklü bu öğüdün üzerinden 710 yılın geçtiği bugün, benzer konumda bir başka öğüt ya da uyarıda bulunmak herhalde yanlış olmazdı: “Doğayı yaşat ki insan yaşasın.”
İnsanın dünyada ilk varoluş tarihi tam olarak bilinmiyor. O bilinmeyen tarihten itibaren geçen diyelim ki onbinlerce yıl, doğa, diğer bir deyişle “tabiat ana” insanı yaşattı. Ne var ki bugün, ihtiyar dünyamız öyle bir duruma geldi ki, üzerinde milyarlarca insanı ve milyar kere milyar sayıdaki başka canlıları yaşatan doğa, kendini kısa zamanda onaramayacak ya da yenilemeyecek derecede yoruldu, yıprandı ve hatta zehirlendi. Öyle ki şimdi doğa, sorumsuz ve bencil insana dönüp hal diliyle şöyle fısıldıyor: “Artık sıra sende; beni yaşat ki, ben de seni yaşatayım, gelecek nesilleri de yaşatmaya devam edeyim.”
Yeryüzünde ülkeler, devletler, halklar ve tek tek insanlar kendi içlerinde ve birbirleriyle ilişkilerinde her gün binlerce sorunla uğraşıyor, boğuşuyor, bunların kimini çözüyor, kimini çözemiyor. Bunun ötesinde “çevrebilim” in verileri gösteriyor ki çağımızın en büyük sorunsalı, ‘doğa’nın, ormanları, tatlı su kaynakları, denizi, karası, havası, toprağı velhasıl tüm kaynaklarının hor kullanılmasıdır. Başta insan, bütün canlıların hayat kaynağı hava, su ve toprak, yine insanın ürettiği karbon bileşikleri ve kimyasal atıklarla her geçen gün daha da kirleniyor. Ve her günün her dakikası yeryüzünde bir stadyum kadar (on dönüm) yeşil örtü yok oluyor.
DOĞA, çoktandır (s.o.s.) sinyalleri veriyor. Ve DOĞA adına ÇEVRECİLER, TEMA’lar, “YEŞİL BARIŞ” örgütleri, ÇEVREBİLİMCİLER herkesi uyarıyor. Çünkü doğanın isyanını en önce ve en çok onlar anlıyor.
15 EKİM TOKAT HABER GAZETESİ

